Monday, February 24, 2025

Zeytin ağacı - alıntı

 Yunan mitolojisine göre Zeus,

kendisine en değerli hediyeyi verene kentin koruyuculuğunu verecektir ve bunun için bir yarışma düzenler.

Denizlerin tanrısı Poseidon,Zeus'a uzak diyarlara dahi uçarak gidebilen ve savaşta yenilmeyecek bir at armağan eder.

Athena ise zeytin ağacını.Yarışma çetindir çünkü ikisi de Zeus'a dünyanın en güzel hediyesini vermek isterler.

Kuşkusuz dünyanın en uzak diyarlarına gidebilecek ve yenilmez savaşçı bir at mükemmel bir hediyedir, ancak zeytin ağacı daha mükemmeldir.

Zeytin ağacının muazzamlığı karşısında başta Zeus olmak üzere tüm tanrılar, tanrıçalar büyülenmiş ve ağacın kutsallığı karşısında donakalmışlardır.

Tüm hırsına ve kazanma isteğine rağmen


Poseidon bile zeytin ağacından o kadar etkilenmiştir ki aralarındaki çekişmeye rağmen

zeytin ağacının üstünlüğünü kabul eder.

Bunun üzerine,

Athena zeytin ağacından bir dal kırıp Poseidon'a verir ve öylece aralarındaki düşmanlık zeytin ağacının rakipsiz güzelliği karşısında yok olur.

O günden sonra Athena'nın ismi Atina kentine verilir.

'Düşmana zeytin dalı uzatmak'

deyimi de neredeyse tüm dillere tam da bu mitten gelmiştir.

Çünkü Zeytin ağacı, düşmanınızın dahi kıyamayacağı güzellikte ve kutsallıktadır.TÜRKIYE hariç...

      Dünyada kesilmesi yasak olan başlıca iki ağaç,

zeytin ve sakız ağaçlarıdır.


Diplerine kimyasal dökülmediği müddetçe ya da dünyadan, doğadan ve çocuklarımızın güzel geleceklerinden nefret eden bir grup merhametsiz ve aç gözlü kesmediği müddetçe sonsuza kadar yaşarlar.


'Canan Toptan - Antik Yunan Mitleri'

Sunday, February 23, 2025

YENİ ATLANTİS [FRANCİS BACON, ÜTOPYA]

 

  • Hiç karşılık beklemezler [maddi manada]

  • Verilen maddi hadiyeleri kabul etmiyorlar göz ucuyla bile bakmıyorlar

  • Kendisine birkaç altın uzattık ama o gülümseyerek bir iş için çifte maaş almaması gerektiğini söyledi

  • Rüşvet alan devlet memurlarına çifte maaşlı deniyor

  • Gelen insanları uygarca bir tavırla karşılıyorlar

  • Gelen insanlar yanlarından geçerken kollarını yavaşça yana açıyorlar (bu onlar için hoş geldin derken hep yapılan bir şey)

  • Gelen misafirler orada kaldıkları süre boyunca harcamaları devlet hazinesinden karşılanıyor

  • Dara düşen yabancıların rahatlığının ve huzurunun sağlanması için insan haklarını yasalarla ıslah ederken kurumsallaştırdı

  • Hristyanlar fakat başka dinlere karşı da oldukça hoşgörülüler yahudiler falan da toplumlarında mevcut ve dinlerini özgürce yaşayabiliyorlar

  • Devletlerine gelen kişiler geri dönüp dönmeme konusunda serbestler ancak dönmeleri durumunda onların devletlerinden ulu orta konuşmaları da yasak

  • Devletteki insanaların dış ülkelere olan seyahetleri tümüyle yasaktır

  • Kral kendi hükümranalığı dışında kalan bütün her yere olan yolculukları yasaklamakla beraber her 12 yılda bir bu krallıktan iki gemi dünyanın farklı bölgelerine gönderilecek bu gemilerde Salomon Evi tarikatına(cemiyetine) mensup 3 kişi seyahat edecektir

  • Bu kişilerin görevi gönderildikleri yerlerin tarihi ve coğrafi konumları, özellikle bilimleri ve sanatları hakkında , ayrıca bütün dünyada üretilen ve keşfedilen şeyler hakkında bize bilgiler aktarmak dönüşlerinde de kitap, alet edevat gibi dünyada ne var ne yoksa hepsinin bir örneğini bize getirmek [biz-devlete olarak]

Gemilerinde bol miktarda erzak ve her türlü eşyayı satın alabilecekleri ve gerek görüldüğünde oradaki insanalra armağan olarak sunabilecekleri yüklü miktarda para ve mücevher dışında başka hiçbir ticari mal bulundurulmuyor bu biraderler gittikleri ülkelerde tanınmamak için önlemeler alıyorlar

  • Salomon Evi’nin üyeleri; tarikat kardeşleri biraderler olarak adlandırılıyorlar

  • Bensalem halkı aile kurmaya önem veriyorlar bir gelenekeleri de krallığın yasaları uyarınca kendi soyundan otuz evladını görecek kadar yaşamış ve bu evlatlarının her biri üç yaşından büyük olan her yurttaşa aile şenliği kutlama hakkı tanınır ve masrafları devletçe karşılanır. Tirsanus adını verdikleri aile babası şenlikten iki gün önce kendisinin seçtiği üç arkadaşını çağırır ve şenliğin yapıldığı kentin ya da kasabanın başkanı da ona eşlik eder. Ardından Tirsanus ailenin kadın erkek bütün ferrtlerini yanına çağırır.İki gün boyunca arkadaşlarıyla ve devlet başkanıyla birlikte toplanıp ailenin gelir kaynaklarını görüşür tirsanus. Aile arasında bir anlaşmazlık ya da mahkemelik bir durum varsa bu toplantıda çözülür ve tatlıya bağlanır. Aileden biri dara düşmüşse ya da bir şekilde sıkıntı çekiyorsa onlara bu toplantıda yardım edilir ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak para verilir. Aileden birileri kötü alışkanlılar edinmişse, atıl ve sapkın bir yaşam sürüyorsa, bu toplantıda azarlanır ve kınanır. İçlerinde evlenecek ve yaşam koşullarını çok daha iyi hale getirecek olana öğütlerde bulunulur ya da benzer şekilde türlü türlü yol gösterilir, akıl verilir. Kentin yöneticisi Tirsanus’un yanında oturur ve olur da onun aldığı kararlara ve buyruklara aileden biri itaat etmez ise, kendi yetkisini devreye sokarak alınan kararları savunup uygulamaya koyar. Fakat bu toplum öyle bir toplum ki böylesine bir uygulamaya çok az gerek duyulur.

  • Bir diğer yandan bu toplantıda Tirsanus, oğulları arasından kendi evinde onunla ömür boyu yaşayacak olanı seçer bu kişiye Asma Oğlu denir. Şenlik günü dinsel ayinin gerçekleşmesinden sonra, Tirsanus Şenlik töreninin yapılacağı geniş bir avluya gelir. Avlunun üst kısmında yüksek bir taraça vardır. Oradaki duvarın önüne, orta yere önceden bir masa ve sandalye konmuştur ve masanın üstüne bir örtü örtülmüştür. Sandalyenin üstüne de bir daire ya da oval biçiminde, sarmaşıktan bir tente gerilmiştir; bu sarmaşık bizim bildiğimizden daha beyazdır, kavak ağacının (Bensalem’de gümüş rengi denen) yaprağına benzer, ama bütün bir kış yeşil kaldığı için daha ışıltılıdır. Tente, sarmaşıkların arasından dolanan ve onları birbirine bağlayan sırma tellerle ve türlü renkte ipek ipliklerle ince ince işlenmiştir; çoğunlukla ailedeki kızlardan birisi işler bunu. Tepesi ipek sırmadan incecik bir tülle örtülüdür. Yine de tentenin asıl kumaşı hakiki sarmaşıktır; tören sona erdikten sonra aile dostları büyük bir heyecanla bir yaprak ya da dal koparır. Tirsanus bütün çocuklarıyla birlikte, erkekler önde kadınlar arkada olmak üzere avluya girer. Ailede bütün çocukları doğuran bir anne varsa sandalyenin sağ tarafına gizli bir kapısı ve pencereleri olan bir kafes konur, bu kafesin üsütü tamamen örtülüdür; anne burada kimseye görünmeden oturur. Tirsanus içeri girdikten sonra sandalyeye oturur, bütün ailesi duvarın önünde yerini alır; arkasına ve yüksekteki taraçanın üstündeki duvarın yanına , cinsiyet gözetmeksizin yaş sırasına göre dizilip ayakta durur. Tirsanus yerine oturduğunda (bu arada avlu insan kaynamaktadır, ama kargaşasız ve gürültüsüzce) bir sessizlik olur, o sırada avlunun içerisinden Taratannus (onların dilinde haberci) gelir; sağında solunda iki delikanlı vardır. Birinin elinde sarı renkte parlak bir parşömen tomarı vardır; diğerininkinde altından, dallı ya da uzun saplı bir üzüm salkımı. Haberci ve bu iki delikanlı deniz yeşili atlasta birer kaftan giymiştir; habercinin kaftanı yere sürünecek kadar uzundur, üstüne altın yaldızlar işlenmiştir. Hafifçe eğilir ve üç kez selam vere vere taraçaya yaklaşır, oraya gelince önce eline tomarı alır. Bu tomar kralın beratıdır, devlet hazinesinden ailenin babasına armağan olarak bağışlanan gelirleri, kendisine sağlanan bir çok ayrıcalığı, muafiyetleri ve şeref rütbelerini içerir ve her zaman Çok sevgili dostumuza veya Alacaklımıza şeklinde bir hitapla başlar bu hitap sadece bu tür bir durumda kullanılır. Çünkü dediklerine göre kral tebasının üreyip çoğalması dışında kendini hiçbir şeye sorumlu hissetmeziş. Bu berata basılan mühürde kralın altın kabartma bir tasviri vardır. Bu tür beratlar resmi olarak ve sanki yasal bir ayrıcalık haklkıymış gibi çıkarılsa da, ailenin nüfusuna ve saygınlığına göre farklılıklar gösterir. Haberci yüksek sesle beratı okur; berat okunurken Tirsanos önceden seçtiği iki oğlunun yardımıyla ayağa kalkar. Haberci taraçaya çıkar ve beratı Tirsanos’un eline teslim eder. Daha sonra orada hazır bulunanlar şöyle bağırır: Ne mutlu Bensalem halkına! Ardından haberci diğer dekanlının tuttuğu üzüm salkımını eline alır; (hem sapı hem de üzümün kendisi altındandır) bu üzümler ince ince sırlanmıştır; ve ailedeki erkeklerin sayısı kadınlardan fazlaysa, üzümler yeşildir, tepesine de hilal şeklinde bir ay konur. Üzümlerin sayısı ailedeki çocukların saysı kadardır. Haberci bu altın salkımını da Tirsanos’a sunar, o da bu salkımı evinde kendisiyle birlikte oturmak üzere önceden seçmiş olduğu oğluna verir. Bundan böyle oğul, babası ne zaman toplum içine çıksa bu salkımı onur işareti olarak onun önünden taşıyacaktır; işte bu yüzden asma oğlu olarak adlandırılır. Bu tören sona erince Tirsanus çekilir, bir süre sonra yeniden gelir ve yemeğe [syf 68 ve 73 arasını özetle ]

  • Bu aile töreni geleneğinde; o şenliğin nimetinden pay alan aileler, sonraki yaşamlarını her zaman olağanüstü bir zenginlik içinde geçirir.

  • Bensalem halkının evlilikle ilgili yasaları da çok doğru ve saygındır. Çok eşliliğe hoşgörü göstermez. Çiftlerin ilk görüşmelerinin üzerinden bir ay geçmeden ne evlenmelerine izin verir ne de evlenmek üzere nişanlanmalarına. Anne ve babanın onayı alınmadan yapılan evliliği geçersiz saymaz, ama bunun bedelini mirasçılarına ödetir çünkü bu tür bir evlilikten doğan çocuklar mirasın ancak üöte ikisini alabilir. Bensalem halkı çifitin evlenmeden önce birbirini çıplak görmelerini onaylamaz. Çünkü onlara göre birbirini bu kadar yakından tanıdıktan sonra geri çevirmek aşağılayıcı bir hareket olur. Ancak erkek veya kadında bulunabilecek bir kusurdan ötürü evlilik sonrası mutsuzluk yaşanmaması için daha uygarca bir yöntem bulmuşlardır. Her kasbanın yakınlarında Adem ve Havva havuzları olarak adlandırılan iki havuz bulunur. Buralarda arkeğin arkadaşlarından birinin ve kadının arkadaşlarından birinin ve kadının arkadaşlarından birinin evlenecek çiftleri ayrı ayrı görmelerine izin verilir.

  • Caddeler çok iyi düzenlenmiştir. Geniş ara yollara yayılıyor, hiçbir yerde önü kapanmıyordu; aynı zamanda caddelerde duran insanlar tıpkı bir ordu gibi hatta onlardan daha düzenli duruyorlar. Seyirciler de öyle hınca hınç şekilde durmuyorlar.


Bulutların Düşüncesi

İnsanlar birbirlerini anlamamakta ısrar ettikleri içindir belki onca çıkan savaşlar. Birisi karşısındaki kişinin duygularını anlamaya çalışmadığındandır belki aramızdaki onca kıurgınlık ve tartışma. Belki de insanlar karşısındakini anlamaya çalışsaydı olmazdı bunca savaş, tartışma ve kırgınlıklar. “ İşte bunları düşünüyordu bulutlar.

Bulutlar yeryüzünde gördükleri olayları kendi aralarında konuşup tartışarak eğlenirlerdi. Zerinde tartışmak üzere yeni olaylar görmek içinse rüzgardan yardım isterlerdi. Rüzgarla oradan oraya savrularak seyahat ederlerdi. Bazen bulutlar sis olarak yeryüzüne iner ve insanların evlerine bakarlardı.

İşte bir gün daha bulutlar yeryüzüne sis olarak inmişlerdi. Küçük şirin bir ev vardı karşılarında. Camdan baktıklarında üstünde eski püskü kıyafetlerle yazı yazan birisini gördüler. Yazdığı yazıda “İnsanlar keşke benim ne hissettiğimi anlayabilselerdi…” cümlesi geçiyordu. Bulutlar daha geçen gün üzerinde tartıştıkları empati konusunu anımsadılar ve yazarı seyretmeye devam ettiler. Anlaşılan bu akşam da empati konusu üzerinde tartışacaklardı. Kısa bir süre sonra dünyanın sandıklarından daha da adaletsiz olduğunu anladılar. Sabah olunca yavaşça, azar azar yukarıya çıkarak yeniden yükseklere döndüler ve konuşup, tartışmaya başladılar…Yavaş yavaş Büyük Bulut’un sesi duyulmaya başlanmıştı;

“…Eğer insanlar en başından empati kurmaya çalışsalardı yeryüzünün hali bu olmazdı. Aksine herkes refah içerisinde yaşardı…”diye uzun bir konuşmaya başlamıştı ve Büyük Bulut konuşmasına devam ediyordu şu cümlelerle;

Aslında empati kurmak insanların sadece kendi aralarında yaptığı bir şey değildir. Bir insan başka bir canlıyla da empati kurabilir Şunu her biriniz bilmelisiniz ki empati kurmak için karşınızdaki kişinin başından geçenleri yaşamak zorunluluğu yoktur. Onun duygularını anlamaya çalışmanız yeterli olacaktır. O kişinin duygularını anlamaya çalışıp onun neler hisettiğini düşünmektir empati. Onun yerinde ben olsaydım nasıl hissederdim diye söyleyip, onun duygularına anlayış göstermek ve karşımızdakinin daha iyi hissetmesini sağlamak demektir empati. Yeryüzündeki tüm canlılar yapabilseydi empati kurmayı işte o zaman çözülürdü dünya sorunları. Anlayış gösterip saygılı olmaktır empati. En iyi yoludur belki bir başkasını anlamanın…” konuşma böyle sürüp giderken Rüzgar “toplantı bitti, yolculuk vakti geldi!” diyerek Büyük Bulut’un sözünü kesti. Ardından bulutları oradan oraya savurarak onlara görülecek yeni ülkeleri, gezilecek ilginç şehirleri ve konuşulacak farklı konuları gösterdi.

Friday, February 21, 2025

Bilgisayar

 Y,Yildirim - 2014


orman

 


KUTUP IŞIKLARI NASIL MEYDANA GELİR?

 Dünya'nın manyetik alanı ile enerji yüklü Güneş parçacıklarının etkileşimiyle oluşan ve görenleri kendisine hayran bırakan Kutup Işıkları, genel olarak 60 ile 75 derece içindeki Kuzey ve Güney enlemlerinde meydana gelir. 


Aurora olarakta bilinen bu ışıklar, Güneş patlamalarının arttığı dönemde daha net ve görkemli olarak görülebilir. Genel olarak iyonosfer'de meydana gelen ışıklar çoğunlukla gece gözlemlenir




BİLİŞİM İLE İLGİLİ BİLİM ADAMLARI

 Y.Yildirim - ocak 2014

  1. 1642 yılında Blaise Pascal tarafından yapılan hesap makinesine her ne kadar sayısal dendiyse de bugünkü anlamda sayısal kavramından çok uzaktı. Kaba tuşlarla sayı girişi yapılarak toplama ve çıkarma dışında bir işlem yapılamıyordu.



  1. 1671'de Gottfreid Wilhelm von Leibniz tarafından tasarlanan gelişmiş hesap makinesi, ancak 1694 yılında hayata geçirilebilmiş olup, özel dişliler aracılığıyla dört işlemi yapabiliyordu. Ancak Pascal ve Leibniz tarafından yapılan bu aygıtlar yaygın kullanım alanı bulamamışlardır.



  1. Ticari anlamda kullanılabilen ilk mekanik hesap makinesi 1820 yılında Charles Xavier Thomas tarafından yapılmıştır.



  1. Charles Babbage ise, uzun araştırmalar ve birkaç denemeden sonra buharla çalışan otomatik hesap makinesini 1823 yılında yapmıştır.



  1. Bu alanda ilk büyük gelişme; 1890'da Hermann Hollerith tarafından yapılan ve delikli kart sistemiyle veri girişi yapılan bilgisayar olmuştur. Bu sistemde işlem hızının artması ve hataların azalması büyük bir ilerleme sayılmıştır.



  1. Howard Hathaway Aiken, 1937'de Mark 1 adını verdiği bilgisayarda yarı elektronik devreler kullanmakla yapmıştır. Mark 1 de delikli kart sistemiyle çalışmasına karşın; daha önceki benzerlerinden farklı olarak, logaritma ve trigonometri fonksiyonlarını da hesaplayabiliyordu. Yavaş olduğu halde, tam otomatik olarak çalışması ve uzun işlemleri çözebilmesi ona büyük avantaj sağlıyordu.


  1. II. Dünya Savaşı sürecinde, ordunun daha hızlı bilgisayarlara gereksinim duyması, bilgisayar tarihinde bir devrim yaratan ENIAC'ın yapılmasına yol açmıştır. ENIAC, J. Presper Eckert ve John W. Mauchly ekibiyle 1945 yılında yapıldı. En büyük özelliği; bugünkü çiplerin atası sayılabilecek elektron tüpleri ve RAM bellek kullanılması olmuştur. Tasarlanmış programları çalıştırabilme özelliğiyle ENIAC, geniş bir ev kadar (167 m2) yer kaplıyor ve saatte yaklaşık 180 kW elektrik harcıyordu. ENIAC'ın ardından kısa ömürlü olan ve DEVAC adı verilen bilgisayar ve ticari anlamda satışa sunulan ilk bilgisayar olan UNIVAC'ın yapılması 1952 yılına dek uzanmıştır.

Venedik

 Y.Yildirim calismasi - 05-08-2015


enedikte gezilmesi gereken yerler

San Marco Meydanı

San Marco Meydanı (İng: St Mark’s Square, İta: Piazza San Marco), dünyadaki en güzel meydanlardan biridir ve üç tarafı Procuratie Nuove, Procuratie Vecchie ve Ala Napoleonica ile çevrilidir. Dördüncü tarafta ise görkemliSan Marco Bazilikası (Kilisesi) ve birkaç adım ötesinde 15. yüzyıldan kalma Torre dell’orologio Saat Kulesivardır. Bu tarihi yapılar Venedik İmparatorluğu’nun varlığını ve gücünü göstermektedir.

Meydan Venedik’teki en alçak noktalardan biridir. Özellikle Ekim – Mart aylarında meydana ulaşım Acqua Altaadı verilen yüksek dalgalar nedeniyle mümkün olmayabilir. Fakat bu, turistler için farklı bir tecrübedir.

San Marco Meydanı tarihe tanıklık etmiş bir yerdir. Günümüzde ise meydan çeşitli festivalleri, protestoları ve güvercinleri görebilirsiniz. Meydan, bir manastır bahçesi olarak yapılmıştır fakat daha sonra Venedik dini ve politik merkezi haline gelmiştir. San Marco’da bir yandan tarihi koklarken bir yandan da şık restoran, kafe, otel, banka ve dükkanları görebilirsiniz. Ünlü moda markalarını San Marco’da görmek sıradan bir olaydır.



Meydanın orijinal adı Piazza San Marco iken İngilizcede St. Mark’s Square olarak bilinir. Meydan, Napolyon tarafından “Avrupa’nın resim odası” olarak adlandırıldığı düşünülür. San Marco Meydanı’nda insan sesleri trafiğin gürültüsüne karışır. Venedik’te görülmeye değer yerlerin başında gelir.

San Marco Bazilikası


San Marco Bazilikası, (İtalyanca: Basilica di San Marco a Venezia, İngilizce: Saint Mark's Basilica), San Marco Meydanı'nda yer alan Bizans mimarisi sanatının en iyi bilinen örneklerinden biri olarak şehrin en meşhur kilise yapılarından biri olan bir katedraldir. YapıDüka'nın Sarayı'na bitişik ve bağlantılıdır. Orijinal olarak yapı Venedik dükalarının şapelidir ve şehrin katedrali değildir. 1807 yılından beri Venedik Patriği'nin, Venedik piskoposluk ruhani dairesi Roma Katolik Başpiskoposunun ikametgahıdır.

Yapının zengin dizaynı için, Bizans mozaikleri Venedik'in zenginlik ve gücünün bir sembolu olarak yaldızlandı. 11nci yüzyıldan beri yapı onun takma adı Chiesa d'Oro (Church of gold) altın kilise ile bilinir.

1



Tarih


San Marco Bazilikası'nın ön cephe kapısında bulunan beşkemerin birincisi (San Alipio kemeri). Lunnette (hilal şeklindeki duvar resmi)'te Marko'ya ait röliklerin getirilişini anlatan mozaikyer almaktadır. Mozaiktaki San Marco Bazilikası'nda 1204'teConstantinopolis'in hipodromundançalınıp getirilen dört at heykeli de görülmektedir. Altında Venedik'i temsil eden kanatlı aslan, MarkosLuka, Mata'yı temsil eden ve ellerinde incili tutan aslan, boğa,kartal ve insan (melek) motifleri yer almaktadır.

Yapı ilk olarak 828 yılında Venedikli tüccarların İskenderiye'den Evangelist Aziz Marko'ın kutsal emanetlerini çaldıklarında yapıldığı zaman Düka'nın Sarayı'nda geçici bir yapıydı. Yeni kilise 976 yılı isyanında yandı, 978 yılında ise yeniden inşa edildi ve 1063'ten beri günümüzdeki basilikanın ana şekline uygun çalışma tekrarlandı.

Basilika 1094 yılında kutsandı, aynı yıl güya Aziz Marko'nun vücudu bir sütun içinde Venedik Dükası Vitale Falier tarafından keşfedildi. Yapı ayrıca aşağı bir kuleyle birleşir (şimdi Aziz Marko'nun hazine odasıdır), bazılarınca Düka'nın Sarayının orijinal bir kısmı olduğuna inanılır.

13.ncü yüzyılın ilk yarısı içinde kilisenin girişi (veya lobi alanı) ve yapının ön cephesi inşa edildi, mozaiklerin çoğu tamamlandı ve kubbeler daha yüksek odunla kaplandı, kubbeler Gotik mimari tarzında yeniden inşa edilen Düka'nın Sarayı'na uyum sağlaması açısından kurşunla kaplandı.

Ayrıca San Marco Bazilikası 2009 Kasım ayında piyasaya sürülen Assassin's Creed II adlı oyunda da aynı şekilde görünmektedir.

Büyük Kanal



(İngilizce:Grand Canal), (İtalyanca: Canal Grande, Venetian: Canałasso) Venedik, İtalya'da bir kanaldır. Şehirde büyük su trafiği koridorunu şekillendir. Genel taşıma deniz otobüsleri ve deniz taksileri tarafından sağlanır. Fakat pek çok turist burayı gondollar ile gezip görür. Kanalın bir ucu Santa Lucia demiryolu istasyonu yakınındaki Venedik denizkulağında, diğeri Saint Mark Basin içindedir. Kanal iki ucu ortasında geniş bir S şeklini alır. Kanal 3.800 metre uzunluğunda ve ortalama dip derinliği ise 5 metredir.

Açıklama

Büyük Kanal kıyısında 170 den fazla güzel yapı sıralanır. Bunların çoğu 13ncü/18nci yüzyıla tarihlenir ve Venedik Cumhuriyetitarafından yaratılan refahı ve sanatı gösterir. Venedik asilzade aileleri zenginliklerini göstermek için uygun saraylarında büyük masraflara yönelirler. Bu yarışma vatandaşların gururunu açığa çıkarır ve denizkulağı ile derin bağlantısını

2

Bunların içindeki çoğuBarbaro Sarayları, Ca' Rezzonico, Ca' d'Oro, Palazzo Dario, Ca' Foscari, Barbarigo Sarayı ve

Venier dei Leoni Sarayı'dır. Kanal boyunca kliseler uzanır ve bunlar içinde Santa Maria della Salute basilikası da vardır. Yüzyıların eski geleneği olan tarihsel kürek veya yelken yarışı her yıl Kanalda ölümsüzleştirilir.

Şehir trafiğinin kanal boyunca ilerlemesi nedeniyle 19ncu yüzyıla kadar sadece bir köprü o da Rialto Köprüsü Kanalı karşıdan karşıya geçiyordu. Günümüzde buna ilave iki köprü ile kanal üzerindeki köprü sayısı üçe ulaşmıştır. Bu iki köprü Yalınayak KöprüsüAccademia Köprüsü olup Santiago Calatrava tarafından dizayn edilen dördüncü köprü yapım aşaması altında olup tren istasyonunu araçlara açık alan olan Roma Meydanı alanaına bağlayacaktır. Palazzo Ducale

Palazzo Ducale (İtalyanca: Il palazzo Ducale di Venezia), Venedik'te bulunan gotik tarzda yapılmış bir saraydır. Saray Venedik dükalarının köşküdür.

Sarayın iki tarafı daha çok Venedik logununa ve San Marco meydanına veya daha fazla Meydana bakar. Alt katta bir dizi kemer kullanımı "yerçekimine meydan okuyan" bir görüntü doğurur. Ayrıca renklerin etkili zıt kullanımı vardır (Burada sunulan resim uzak mesafeden dolayı bu durumu yansıtmaz).

Günümüzdeki saray büyük ölçüde 1309-1424 yılları arasında yapıldı ve belki de Filippo Calendario tarafından dizayn edildi. Saray oldukça küçük olan bir kale üzerine inşa edildi. Giovanni ve Bartolomeo Bon 1442 yılında Porta della Carta yı inşa ettiler. Bu Sarayın Piazzettatarafında olan geç-gotik tarzında bir anıtsal kapıdır. Bu kapı merkez avluya açılmaktadır.

Saray 1574 yılındaki bir yangında kötü bir şekilde zarar görür. Daha sonraki yeniden inşa etme çalışmalarında orijinal gotik tarzına,Palladio'nun alternatif neo-klasik tarzını önermesine rağmen riayet edilir. Fakat bazı klasik örnekler vardır. Örnek olarak onaltıncı yüzyıldan beri saray İç çekme Köprüsü'yle hapishaneye bağlanmıştır.

Dükalık residansı olduğu kadar, saray Venedik Cumhuriyeti'nin politik kurumlarına şehrin Napolyon işgaline kadar ev sahipliği yapmıştır. Venedik, aristoktarik seçkin kimselerce yönetiliyordu, fakat vatandaşlar için yazılı şikayetlerini Bussola odası olarak bilinen yere verme imkânları vardı.

Rialto Köprüsü

Rialto Köprüsü (İtalyanca: Ponte di Rialto)(İngilizce: Rialto Bridge) İtalya, Venedik'te Büyük Kanal üzerindeki dört körüden biridir. Köprü kanal üzerindeki en eski olanlardan biridir ve olasılıkla şehrin en ünlüsüdür.

Tarih

Büyük Kanal üzerinden köprü ile ilk geçiş 1181 yılında Nicolò Barattieri tarafından yapılan pontoon köprüsüyle oldu. Köprü "Ponte della Moneta" (para köprüsü) olarak adlandılmıştı, tahmin edilirki darphane onun doğu girişinde bulunuyordu.[1]



Doğu kıyısındaki Rialto pazarının önemi ve gelişmesi yüzen köprü üzerindeki trafiği artırdı. Bu nedenle 1255 yılında onun yerini bir ağaç köprü aldı.[1] 

3

Bu yapı hareket edebilir orta bölümde eğimli iki rampa içeriyordu ve uzun gemilerin geçebilmeleri için yükseltilebiliyordu. Pazar ile bağlantısı sonunda köprünün isminin değişmesine yol açtı. 15nci yüzyılın ilk yarısında iki sıra dükkân köprü boyunca inşa edildi. Kiralar devlet hazinesine bir gelir getirdi ve bu da köprünün bakımına yardım etti.

Tahta köprülerin bakımı hayati önem taşır. 1310 yılındaki Bajamonte Tiepolo'nun yönettiğiDevrimde köprü kısmen yandı. 1444 yılında ise bir gemi geçiş törenini seyredenlerin ağırlığı altında çöktü ve 1524 yılında tekrar çöktü.

Köprünün yeni inşasının taş olarak yapılması düşüncesi ilk defa 1503 yılında önerildi. Geçen on yıllarca birçok proje göz önünde tutuldu. 1551 yılında yetkililer, diğer şeyler içinde Rialto Köprüsü'nün yenilenmesiyle ilgili önerilerin sunulmasını istediler. Jacopo Sansovino, Palladio ve Vignola gibi meşhur mimarlar dahil olmak üzere pek çok plan teklif edildi. Fakat hepsi birçok kemerli klasik yaklaşımı kapsıyordu bunların yapıya uygunsuz olduğu kararına varıldı. Michelangelo bile köprü dizayncısı olarak düşünülmüştü.

Günümüzdeki taş tek kemerli köprü, Antonio da Ponte tarafından dizayn edildi ve sonuçta 1591 yılında tamamlandı. Bu köprü yapılmış olan tahta köprünün olağanüstü bir benzeridir. Köprü mühendisliği korkusuzca gözönünde tutulur ki mimar Vincenzo Scamozzigelecekteki yıkıntıyı önceden bildirmiştir. Köprü Venedik'in sembollerinden biri olarak kendini eleştirenlere meydan okumuştur.

SCUOLA GRANDE DI SAN ROCCO



Frari Santa Maria Gloriosa Bazilikası


(İtalyanca:Basilica di Santa Maria Gloriosa dei Frari), genellikle Frari olarak isimlendirilir kuzey İtalya, Venedik'te bir kilisedir. Şehrin en büyük kiliselerinden biridir ve küçük basilika statüsüne sahiptir. San Polo bölgesi merkezinin Frari alanında yer alır.

Fransiskanlara 1250 yılında bir kilise inşa etmeleri için toprak garanti edildi, fakat yapı 1338 yılına kadar tamamlanmadı. Günümüzdeki kilisenin yapım inşası bir yüzyıldan daha fazla zaman aldı. Çan kulesi San Marco'nun çan kulesinden sonra ikinci en uzun çan kulesi olup 1396 yılında tamamlandı.

Görkemli yapı tuğladan inşa edildi ve şehrin İtalyan Gotik mimari tarzında inşa edilmiş olan üç dikkate değer kiliselerinden biridir. Venedik kiliselerinin çoğunda olduğu gibi, dış kısım oldukça düzdür. İç kısım ise geç ortaçağ dönemindeki kilise stilini içerir.

Frari bir cemaat kilisesidir. Diğer cemaat kiliseleri ise San Barnaba, San Ludovico Vescovo, Santa Maria del Soccorso ve Santa Margherita'dır.

LIDO DI VENEZIA

BILGI YOK

Fenice Tiyatrosu

Fenice Tiyatrosu (ya da yaygın kullanımı ile La Fenice) İtalya'nin Venedik kentinde bulunan ve İtalya'nin en önemli sayılan [1]opera-evlerinden biridir. İsmi Feniks kuşundan gelmektedir ve bu mitik kuş gibi, ilk defa 1792'de açıldıktan sonra Fenice Tiyatrosuda birkaç kere yangın geçirip kül olmuş (1789, 1846 ve 1996'da) ve her seferinde yeniden inşa edilmiştir. En son 1989'daki yangınından sonra tekrar inşa edilmiş ve Kasım 2004'de La Traviata eserinin temsili ile yeniden açılmıştır.

Tarihçe


1789'da Venedik'te ana tiyatro binasi olan San Marco mahallesindeki "San Bernedetto Tiyatrosu" yandi ve sehrin asillerinden kurulu bir komite yeni bir tiyatro salonu yapmak icin mimar Gain Antonio Selva'yi gorevlendirdi. Bu yeni bina 1792'de bitirilip 16 Mayis1789'da opera bestecisi "Giovanni Paisiello"'nun bestelemis oldugu "Agribente'nin Oyunlari" adli bir opera ve bale ile hizmete acildi.

Bu yeni tiyatro binasi Italyan ve Avrupa kulturunde cok un kazanarak "Opera" eserleri, "tiyatro oyunlari", "baleler" ve klasik muzik konserleri icin Venedik'in bas tiyatro binasi oldu. 1832de bir yangin ile tiyatro binasi tumuyle yandi ve eski sekiline sadik kalinarak mimarlar "Gaimbattista" ve "Tomasso Maduna" ile ic dekorasyoncu "Tranquilo Orsi" tarafindan yeniden yapildi .

1820 ile [[1839][] arasinda cok taninan lirik Italyanca opera eserlerinin yapimlanmasinda unlu mizansen yapicisi "Francesco Bagnara" bu tiyatroda gorev yapti ve mizansen hazirlamak icin yaptigi eskizler Museo Correr'de sergilenmektedir. 1844de buyuk Italyan opera bestecisi Giuseppe Verdi'nin Hernani, Attila, Rigoletto, La Traviata ve Simon Boccanegra operalarinin promiyerleri bu opera-evinde temsil edildi. Birinci Dunya Savasi'ndan sonra da Fenice Tiyatrosu Italyan operesinin bas opera-evlerinden biri olmaya devam etti. Modernist Igor Stravinski, Benjamin Britten ve Sergey Prokofief'in opera eserlerinin promiyerleri bu tiyatroda yapildi. 29 Ocak 1996'd tiyatro binasi bir kundakcilik sonucu yangin gecirip tumu ile harabeye dondu.

Venedik eyalet ve sehir yorel idareleri, Italyan merkezi hukumeti ve UNESCO mali destegiyle 68 yil suren bir insaatla ve 60 milyon Avro sarfi ile ucuncu defa Fenice Tiyatrosu eski cephesini kaybetmeden yeniden yapildi. Kasim 2004'de La Travita eserinin temsili ile yeniden acildi.

Ahlar Köprüsü


Ahlar Köprüsü (İngilizce: Bridge of Sighs, İtalyanca: Ponte dei Sospiri), Venedik'teki birçok köprüden biridir. Etrafı çevrili olan köprü beyaz kireç taşından yapılmıştır ve pencerelerinde taştan ızgaralar vardır. Rio di Palazzo üzerinden geçen yapı, eski esirleriVenedik Cenova Saraylarındaki sorgu odasına götürmek için kullanılırdı. Antonio Contin (Antonio da Ponte'nin amcası) tarafından tasarlanmış ve 1602 yılında inşa edilmiştir.

Ahlar Köprüsü'nden görülen, mahkûmların hücrelerine gitmeden önce Venedik'in görmüş oldukları son manzarasıydı. Köprünün ismi, (19. yüzyılda Lord Byron tarafından verilmiştir) esirlerin hücrelerine götürülmeden önce Venedik'in manzarasını son defa görecekleri telkininden gelmektedir. Gerçekte, sorgulama günleri ve yargısız infazlar köprünün inşa tarihinden önce bitmiştir ve saray çatısının altındaki hücreler çoğunlukla ikinci derecedeki suçluları barındırmıştır.[1] Ayrıca, pencereleri kaplayan taş ızgaralar nedeniyle köprünün içinden fazla bir şey görmek mümkün değildir.

Santa Maria della Salute Bazilikası

Bazilikası (İtalyanca: Basilica di Santa Maria della Salute, İngilizce: (Basilica of St Mary of Health/Salvation), genel olarak basitçe Salute (sağlık) olarak bilinir. Venedik'te meşhur bir kilise olup, dar bir yarım ada üzerinde Büyük Kanal ve Canale della Zattere arasında konumlanır. Küçük bir bazilika statüsünde iken onun süslü ve kendine özgü profili ve konumu onu İtalya'da resmi en çok çekilen kiliseler arasına koyar.

Tarih

1629 yılı Yaz ayı başlarında İtalya'da Venedik'e başlayan ve 1629-1631 yılarında etkiki olan bir veba salgını nüfusun yaklaşık üçte ikisini öldürdü. Kiliseye yapılan San Rocco ve San Lorenzo Giustiniani'ye adanmış dualar ve geçit töreni alayları kadar tekrarlanan kutsal ayın gösterileri salgın hastalığın devam etmesini durduramadı. Daha önce 1575-76 yıllarında olmuş olan veba salgınına bir mimari cevap olarak mimar Andrea Palladio'ya yaptırılmış olan Il Redentore Kilisesi'nin bir yansıması olarak Venedik Senatosu 22 Ekim 1630 yılında yeni bir kilisenin yapılmasına karar verdi. Bu kilise Meryem Ana'ya ("Virgin Mary") adanacaktı. Bu birçok nedenden dolayı Cumhuriyetin koruyucusu olacağı düşünülmüştü.

Ayrıca, 21 Kasım günü yılda bir defa olarak Meryem Ana'nın tanıtım festivali olarak Festa della Madonna della Salute olarak bilinen bu festivalde Senatonun kiliseyi ziyaretine karar verildi. Şehrin memurları, vebadan kurtuluşa bir şükran borcu olarak San Marco meydanından kiliseye saflar halinde yürürler. Bu olay Büyük Kanalı özel olarak dubalar ile hazırlanmış olan köprü üzerinden geçerek yapılır ve bu Venedik'te hala büyük bir olaydır.

San Marco Meydanı'ndan bir tören alayının kolayca geçmesine olanak sağlayacak uygun bir yere bu yapının yapılabilmesi için şimdiki yer sekiz potansiyel yer arasından senatörleri bu yere yöneltti. Bu yer San Giorgio, San Marco ve Il Redentore ile ilişkisi nedeniyle taraflı olarak seçildi. Roma'nın Venedik'teki temsilcisi, kilisenin ve bu yerdeki papazlik okulu sahibi patrik ile anlaşmazlık sorunu çözüldü ve 1631 yılında bazı yapıların kökünden yıkımına başlandı.

Yapının dizaynı için bir yarışma yapıldı. Bu yarışmaya sunulan onbir öneriden (bunlar içinde Alessandro Varotari, Matteo Ignoli ve Berteo Belli'nin dizaynları da vardı) sadece iki öneri final için seçildi. Mimar Baldassare Longhena yeni kilisenin dizayncısı olarak seçildi. Sonuçta kilise 1681 yılında Lenghana'nın ölümünden önce tamamlandı. Finale kalan ikinci dizaynın mimarları ise Antonio Smeraldi (il Fracao) ve Zambattista Rubertini'ydi.

Venedik Senatosu, 66 kabul, 2 çekimser 29 karşıt oyla kilisenin dizayn yetkisini 26 yaşındaki Longhena verdi.

Santi Giovanni ve Paolo Kilisesi

İtalyanca:Basilica di San Giovanni e Paolo, Venedik konuşma dilinde San Zanipolo olarak bilinir ve kuzey İtalya'da Venedik'tedir. Şehirdeki en kocaman kiliselerden biridir ve küçük bazilika statüsüne sahiptir. Kocaman tuğla yapı İtalyan Gotik mimari tarzında yapılmıştır. Venedik'teki Dominikan mezhebinin başlıca kiliselerinden olup, kalabalık cemaat topluluğuna vaız için inşa edilmiştir.

1246 yılında dük Jacopo Tiepolo, bataklık arazisini Domonikanlara rüyasında bir küme beyaz güvercinin arazi üzerinden uçtuğunu görmesi üzerine bağışlamıştır. Günümüzdeki kilisenin yapımına başlandığında ilk kilise 1333 yılında yok olmuştu. Kilise 1430 tarihine kadar tamamlanmadı.

Kilisenin geniş iç kısmı anıtlar ve yağlıboya tablolarını içermektedir. Olağanüstü bir Bizans sanatı eseri olan barış kraliçesi anlamındakiMadonna della Pace heykeli kilisenin güney yan kısmı şapeline taşınmıştır ve "Siena'lı Caterina" nın bir ayağı kilisenin başlıca ana kutsal emanetleridir.

San Zanipolo bir cemaat kilisesidir. Diğer cemaat kiliseleri ise San Lazzaro dei Mendicanti, Ospedaletto ve Beata Vergine Addolorata dir.



Ca' Rezzonico

Ca' Rezzonico Venedik'te Büyük Kanal üzerinde bir saraydır.


Dizayn

Ca' Rezzonico kanalın sağ kıyısında bulunur, bu noktada Rio di San Barnaba ile bağlanmaktadır. Bu yer önceleri Bon ailesine ait ikiev şeklinde kullanılıyordu, diğeri Venedik'in "patrician" ailesiydi. 1649 yılında ailenin reisi Filippo Bon, bu yerde geniş bir saray inşa ettirmeye karar verdi. Bu amaç için Venedik barok stilinin önde isimlerinden Baldassarre Longhena'yı görevlendirdi. Bu stil yavaşça çiçeksel gotik stilin yerini alıyordu. Maalesef, ne mimar nede müşterisi sarayın tamamlanmasını görmedi. Longhena 1682 yılında öldü. Filippo Bon parasal çöküşe uğradı

Dizayn, ön yüzü kanala bakan üç katlı mermer yapıydı. Ana katlara iki sıra balkonun narin tasarımı binanın barok dizaynı ve dekorasyonunu aksettirmektedir. Saray bugün, gerçi mimarı Giorgio Massari tarafından 1756 yılına kadar bitirilmemesine rağmem bu formu takip etmektedir. Massarinin, Longhena'nın orijinal planına bağlı kaldığı görülmektedir.

Ca' Rezzonico 19ncu yüzyılda

19ncu yüzyılda saray cizvit koleji haline geldi. Fakat karmaşık bir miras yapısı sonucunda saray Pindemonte-Giovanelli ailesinin eline geçti. 1832 yılında aile sarayın tüm mobilya ve koleksiyonlarını sattı. Sadece freskler yerinde kaldı (In situ). 1837 yılında Ca' Rezzonico, Kont Ladislao Zelinsky tarafından edinildi. Onun zamanında saray aristokratik bir aileden gelen kişiye kiralandı. 1880 lerde saray, ressam Robert Barrett Browning'in evi oldu. Ressamın babası ise bir şair olan Robert Browning olup, 1889 yılında bu sarayın asma katında ölmüştür. Bu zamanda Amerikan portre ressamı John Singer Sargent de sarayda bir atelyeye sahipti.

1906 yılında Browning, Alman İmparatoru II. Wilhelm'in teklifini görmezden gelerek binayı kont Lionello von Hierschel de Minerbi'ye sattı. Sanat aşığı Minerbi,kendinden önceki Bon ailesi gibi sarayda 1935 yılına kadar savurgan bir hayat sürdü ve parası tükendi.

Ca' Rezzonico bugün


1935 yılında genişçe bir görüşmeden sonra Ca' Rezzpnico 18nci yüzyıl büyük Venedik sanat koleksiyonunu göstermek için Venedik Şehir Konseyi tarafından elde edildi. Çünkü yer yetersizliği onun Correr Müzesi'nde teşhirini engelliyordu.

Ca' Rezzonico, 1936 yılında halk müzesi olarak açıldı. Bugün Venedik'in en zarif müzelerinden biridir. Bu onun büyük ölçüde eşsiz karakterinden dolayıdır. Burada büyük saraylar için dizayn edilmiş objeler sergilenmektedir.

Ca' d'Oro

Ca' d'Oro (tam olarak Palazzo Santa Sofia) Venedik, Büyük Kanal'daki en güzel saraylardan biri olarak kabul edilir. Sarayların en eskilerinden biri, duvarlarının yaldızlanması ve krom rengi kaplı olması dolayısıyla Ca' d'Oro (golden house:Altın ev) olarak bilinir.

Saray 1428 ve 1430 yılları arasında Contarini ailesi için inşa edildi, bu aile 1043 ile 1676 yılları arasında Venedik'e sekiz Venedik ve Cenevoza dükası sağladı. Seçilme üzerine, her bir yeni düka kendi sarayını terk etti ve Venedik ve Cenova Dükası Sarayı'nda ikametgah yeri aldı.

Ca d'Oro nun mimarları Giovanni Bon ve onun oğlu Bartolomeo Bon'du. Bu iki heykeltraş ve mimarın işi Venedik'te Gotik mimariyi örnek teşkil ettirmekti. Bu mimarlar, Venedik ve Cenova Dükası Sarayı ve özellikle Porta della Carta ile onun anıtsal heykeliSolomon'un yargısı ile en iyi şekilde biliniyorlardı.

Ca' d'Oro nun Büyük Kanal üzerindeki ön tarafı Bon'un Venedik çiçeksel gotik stili tarzında inşa edildi. Bu stile yakın diğer yapılarBarbaro Sarayı ve Giustinian Sarayıdır. Venedik mimarları tarafından tercih edilen bu zarif çizgisel stilin yeri, onaltıncı yüzyılın sonuna kadar tam anlamıyla barok süslemesi tarafından alınmadı.

Venedik Gotik stili dış görünüşte Bizans mimarisidir. Ca' d'Oro'nun giriş zemininde bulunan sütünlu kısım ile kanaldan doğruca giriş salonuna (portego de mezo) geçilir. Bu sıra sütünlar üzerinde balkonla çevrili olan ana salonun bulunduğu birinci kat yer alır. Bu balkondaki sütunlar ve kemerler Korint sütun başlığına sahiptir. Bunun üzerinde bulunan kattada daha küçük dizaynda tertip edilmiş balkon bulunur. Sarayı basitçe tarif etmek gerekirse, O Orta Çağ kilisesi ve İslam Fas mimarisi (711-1492 arasında Afrika'nın kuzey kısmının bir parçasında, İspanya'nın ve Portekiz'in bir kısmında egemen olmuş islam mimarisi)mabedi arasındaki bir dört yol ağzıdır.

Venedik Cumhuriyeti'nin 1797 yılında çöküşünü takiben, saray birkaç defa sahip değiştirdi. Ondokuzuncu yüzyıldaki bir sahibi bale dansçısı Marie Taglioni, iç avludaki gotik merdiveni kaldırdı (bugün bu olay vandalizm olarak kabul edilebilir) ve ayrıca avluya bakan çok süslü balkonları tahrip etti.

1922 yılında saray, onun son sahibi baron Giorgio Franchetti tarafından vasiyetle bırakma yoluyla devlete geçti. Kendisi sarayı 1894 yılında elde etmişti. Sarayı eski haline getiren tam teşekküllü yenilemeyi (merdivenlerin yenilenmesini de içerir) takiben, saray bir galeri olarak halka açıktır.

MUSEO CORRER

PALLAZZO CONTARINI DEL BOVOLO

I Gesuiti, Venice

Caffe floiran

San zaccaira venice

Isoladi san Michele

Santa maria dei miracoli venice

Palazzo Grassi

Palazzo Grassi veya Palazzo Grassi-Stucky, İtalya’nın Venedik şehrindeki Büyük Kanal’da yer alan ve Venedik Klasik mimari tarzından inşa edilmiş bir yapıdır.

Giorgio Massari tarafından tasarlanan yapı 1748 ile 1772 yılları arasında inşa edilmiştir.Venedik şehrinin Büyük Kanal bölgesinde yer alan bu yapı, çevresindeki Bizans, Romanesk ve Barok Venedik yapılarına kıyasla daha sonradan inşa edildiği için, akademik klasik stilde inşa edilen cephesi daha ön plana çıkmaktadır.

Yapının ilk sahipleri olan Grassi ailesi 1840 yılında satmasından sonra, Palazzo Grassi birçok farklı kişi tarafından el değiştirmiştir. En son olarak Fiat Grubu’nun dönemindeki genel müdürü olan Gianni Agnelli tarafından satın alınmış ve de Antonio Foscari Widmann Rezzonico tarafından tam kapsamlı bir restorasyon çalışması ile tamir edilmiştir. Yapı günümüzde bir sanat galerisi olarak kullanılmaktadır. .[1]

1984 ile 1990 yılları arasında Pontus Hulten tarafından yönetilen sanat müzesinde 600 kişilik bir açıkhava tiyatrosu da yer almaktadır. 2006 yılında yapı Fransız bir işadamı olan François Pinault tarafından satın alındığından beri burada kendisinin kişisel sanat koleksiyonları sergilenmektedir. Şu anda New York’ta yaşayan Grassi ailesinin yakın zamanda yapıyı tekrar satın alıp sanat müzesi olarak korumak istediğini de belirtmiştir.[2]

CA PESARO

SANTA MARIA FORMOSA

MUSEO DI PALAZZO MOCENIGO

GIARDINI DELLA BIENNALLE

SANTO STEFANO

BIBLIOTECA MARCIANA

SAN SEBASTIANO

Scuola Grande di San Giovanni Evangelista

Museo di Storia Naturale di Venezia

SCALZI

CAMPO SAN POLO

SANTA MARIA ZOBENIGO

SAN ROCCO

SAN TROVASO

GESUATI

FONDACO DEI TURCHI

Church of Santa Maria e San Donato

Ponte della Costituzione

SAN BORTOLOMEO

SANSTAE

SAN SAMUELE

San Nicolò dei Mendicoli

San Moisè

San Geremia

POVEGLIA